Çocukluk
05 deli bir kediydi. 2001 doğumlu
kendisi, yani bugün 12 yaşında dolu dolu. Ancak son üç dört senedir bir kedimin
olmasının tadını çıkarabiliyorum. Çünkü sanıyorum yedi sekiz yaşına kadar onu
sadece uyurken ve oynarken görebiliyorduk. Hiç mi yorulmaz bir kedi, canı hiç
mi sevdirmek istemez? Yok. Zorla kucağıma aldığımda dahi bir dakika bile
tutamıyordum. İnanın kollarım bütün çizik içinde. Yazın gören Müslümcüyüm
zanneder, o derece. Yine de çok keyifli, unutulmayacak bir bebeklik ve çocukluk
dönemi geçirdik. O kadar hareketliydi ki seyrederken biz yorulurduk.
Geldiğinden bir iki gün sonra evde
kayboldu ortadan. Arıyorum, arıyorum, bulamıyorum. Kocamı aradım, evde olmayan
adam nereden bilecekse kedinin nerede olduğunu. Benzer bir cevap aldım zaten.
Buzdolabına bile baktım. Yok, yok, yok. Bütün evi geziniyorum, bizim yatak
odasındaki şifonyere gözüme takıldı. Altta dört büyük çekmece ve en üstte iki
küçük çekmece. Bizim el kadar manyak nasıl becerdiyse becermiş, en üst sağ
çekmecede uyuyormuş meğerse. O çekmeceye sığmayacak hale gelene kadar orada
yattı. Hatta öyle ki biz yatağa girdiğimiz anda o da çekmecesine giriyordu.
Baktım ki sürekli aynı yerde
yatıyor bu sefer oraya nasıl girdiğini merak etmeye başladım. Bir gün merakıma
yenik düştüm ve yere diz çöküp eğilip şifonyerin altını keşfetmeye çalışıyorum.
Büyük bir merakla yanıma geldi. O da benim baktığım şekilde eğmiş kafayı
bakıyor. Dışardan bakan birisi olsa çok gülerdi herhalde halimize. Sonunda
keşfettim ki çekmecelerin bitimi ile şifonyerin arkası arasında bir mesafe
varmış. Bizimki çekmeceleri basamak olarak kullanıp en üstteki Küçük Çekmece’sine
çıkabiliyormuş. O çekmeceye sığmaz hale gelene kadar orada yattı. Sonra Küçük
Çekmece’den Büyük Çekmece’ye taşındı :) Resimde kendisini Büyük Çekmece'de otururken görüyorsunuz :)
Bu evde kaybolma maceralarından
birinde akşamın bir vakti yok oldu yine. Ve tabii ben yine bütün evi, buzluk
falan dahil talan ediyorum. Bu arada bir de şöyle bir sorunum var ki; sağır bir
kedi arıyorum. Yani ben onu görmediğim sürece sesimi duyup gelmesi gibi bir şey
söz konusu değil. Bayağı bir zaman arandıktan sonra sonunda dışarıda aramaya
karar verdim. Kocam da diyor ki nasıl dışarıya çıkacak. Nasıl olduğunu
bilemiyorum ama evde olmadığına göre dışarıda demek ki. O zamanlar Çengelköy’de
Ata2 sitesinde oturuyoruz. Çıktım dışarı otoparka doğru döndüm, sanıyorum kedi
annesi içgüdüleri ile... Benimki duvarın dibindeki arabanın altına girmiş,
köşeye büzülmüş duruyor. Beni görünce mırlaya mırlaya bir gelişi vardı ki,
herhalde beni gördüğüne hiç bu kadar sevinmemiştir. Peki nasıl çıktı dışarıya
diye düşündüm düşündüm, sonunda yatak odamızın camının pervazında otururken
benim gelip camı perdenin üzerinden kapamamla düşmüş olabileceğine karar
verdim. Çünkü o gün bugündür doğru düzgün yanaşmaz cam kenarlarına. Benim
kucağımda bile rahat edemez.
Siz hiç bir kedinin dili dışarı
sarkmış, köpek gibi nefes alıp verdiğini gördünüz mü? Biz gördük. Sebep?
Kullanılmış bulaşık süngeri. Bir kaç sene önceye kadar evin içinde sürekli bir
bulaşık süngeri saklama ve arama çalışması vardı. Oynarken tırnaklarına
takılmasına sinir olup kurtulmaya çalışırken o süngerinin belirsiz bir yöne
doğru patisinin içinden fırlayıp gitmesi delirtiyordu 05’i. Süngeri gösterip ondan sonra alamayacağı bir yere
koyardık, vitrinin veya kapının üstü gibi. Bizimki hemen plan proje yapmaya
başlardı. Elindeki malzemeleri (mobilyalar) gözden geçirip, hangisinin
üzerinden diğerine atlayarak hedefine ulaşacağını planlardı.
Tabii her veterinere gidişimiz
ayrı bir olay. Artık çok gerekmedikçe 05’in sinirleri bozulmasın, veterinerdeki
personel de hırpalanmasın diye genellikle evde hizmet alıyoruz. Henüz bir
yaşında falandı sanırım. Babamla birlikte veterinere götürdük, ben arabayı park
ederken babam bana inmeme gerek olmadığını, onun halledeceğini söyledi. Görünüş
falan bembeyaz, pamuk gibi ya, millet benimkini nazlı prenses bir şey sanıyor.
Nereden bilsinler manyağın teki olduğunu. Gerçi babam biliyordu ama o da
egosunun kurbanı oldu sanırım. İçeri girdiler, zaten normal sürede
çıkamayacaklarını biliyordum. Ama çıktıklarındaki manzara süperdi; en önde 05,
görevli personelin elinde ancak adam kendisinden mümkün olduğu kadar uzak
tutmaya çalışarak arabaya doğru geliyor. Adam köpeklere eğitim verilirken
kullanılan kauçuk, tüm kolu kaplayan eldivenler giymiş kendisini korumak için.
En arkada babam. Normalde bize bile kendisini ellettirmekten çok hoşlanmaz,
başkalarının dokunmasından hiç hiç hoşlanmaz. E bir de yanında ben yokken iğne,
aşı işlerine girişilince psikopata bağlamış içerde.
Diğer veteriner maceralarımız ve
kızımın ergenlik (azgınlık) halleri çok yakında sizlerle :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder