6 Şubat 2014 Perşembe

KEDİ GÜNCESİ - 2

Çocukluk



05 deli bir kediydi. 2001 doğumlu kendisi, yani bugün 12 yaşında dolu dolu. Ancak son üç dört senedir bir kedimin olmasının tadını çıkarabiliyorum. Çünkü sanıyorum yedi sekiz yaşına kadar onu sadece uyurken ve oynarken görebiliyorduk. Hiç mi yorulmaz bir kedi, canı hiç mi sevdirmek istemez? Yok. Zorla kucağıma aldığımda dahi bir dakika bile tutamıyordum. İnanın kollarım bütün çizik içinde. Yazın gören Müslümcüyüm zanneder, o derece. Yine de çok keyifli, unutulmayacak bir bebeklik ve çocukluk dönemi geçirdik. O kadar hareketliydi ki seyrederken biz yorulurduk.

Geldiğinden bir iki gün sonra evde kayboldu ortadan. Arıyorum, arıyorum, bulamıyorum. Kocamı aradım, evde olmayan adam nereden bilecekse kedinin nerede olduğunu. Benzer bir cevap aldım zaten. Buzdolabına bile baktım. Yok, yok, yok. Bütün evi geziniyorum, bizim yatak odasındaki şifonyere gözüme takıldı. Altta dört büyük çekmece ve en üstte iki küçük çekmece. Bizim el kadar manyak nasıl becerdiyse becermiş, en üst sağ çekmecede uyuyormuş meğerse. O çekmeceye sığmayacak hale gelene kadar orada yattı. Hatta öyle ki biz yatağa girdiğimiz anda o da çekmecesine giriyordu.

Baktım ki sürekli aynı yerde yatıyor bu sefer oraya nasıl girdiğini merak etmeye başladım. Bir gün merakıma yenik düştüm ve yere diz çöküp eğilip şifonyerin altını keşfetmeye çalışıyorum. Büyük bir merakla yanıma geldi. O da benim baktığım şekilde eğmiş kafayı bakıyor. Dışardan bakan birisi olsa çok gülerdi herhalde halimize. Sonunda keşfettim ki çekmecelerin bitimi ile şifonyerin arkası arasında bir mesafe varmış. Bizimki çekmeceleri basamak olarak kullanıp en üstteki Küçük Çekmece’sine çıkabiliyormuş. O çekmeceye sığmaz hale gelene kadar orada yattı. Sonra Küçük Çekmece’den Büyük Çekmece’ye taşındı :) Resimde kendisini Büyük Çekmece'de otururken görüyorsunuz :)

Bu evde kaybolma maceralarından birinde akşamın bir vakti yok oldu yine. Ve tabii ben yine bütün evi, buzluk falan dahil talan ediyorum. Bu arada bir de şöyle bir sorunum var ki; sağır bir kedi arıyorum. Yani ben onu görmediğim sürece sesimi duyup gelmesi gibi bir şey söz konusu değil. Bayağı bir zaman arandıktan sonra sonunda dışarıda aramaya karar verdim. Kocam da diyor ki nasıl dışarıya çıkacak. Nasıl olduğunu bilemiyorum ama evde olmadığına göre dışarıda demek ki. O zamanlar Çengelköy’de Ata2 sitesinde oturuyoruz. Çıktım dışarı otoparka doğru döndüm, sanıyorum kedi annesi içgüdüleri ile... Benimki duvarın dibindeki arabanın altına girmiş, köşeye büzülmüş duruyor. Beni görünce mırlaya mırlaya bir gelişi vardı ki, herhalde beni gördüğüne hiç bu kadar sevinmemiştir. Peki nasıl çıktı dışarıya diye düşündüm düşündüm, sonunda yatak odamızın camının pervazında otururken benim gelip camı perdenin üzerinden kapamamla düşmüş olabileceğine karar verdim. Çünkü o gün bugündür doğru düzgün yanaşmaz cam kenarlarına. Benim kucağımda bile rahat edemez.

Siz hiç bir kedinin dili dışarı sarkmış, köpek gibi nefes alıp verdiğini gördünüz mü? Biz gördük. Sebep? Kullanılmış bulaşık süngeri. Bir kaç sene önceye kadar evin içinde sürekli bir bulaşık süngeri saklama ve arama çalışması vardı. Oynarken tırnaklarına takılmasına sinir olup kurtulmaya çalışırken o süngerinin belirsiz bir yöne doğru patisinin içinden fırlayıp gitmesi delirtiyordu 05’i. Süngeri  gösterip ondan sonra alamayacağı bir yere koyardık, vitrinin veya kapının üstü gibi. Bizimki hemen plan proje yapmaya başlardı. Elindeki malzemeleri (mobilyalar) gözden geçirip, hangisinin üzerinden diğerine atlayarak hedefine ulaşacağını planlardı.

Tabii her veterinere gidişimiz ayrı bir olay. Artık çok gerekmedikçe 05’in sinirleri bozulmasın, veterinerdeki personel de hırpalanmasın diye genellikle evde hizmet alıyoruz. Henüz bir yaşında falandı sanırım. Babamla birlikte veterinere götürdük, ben arabayı park ederken babam bana inmeme gerek olmadığını, onun halledeceğini söyledi. Görünüş falan bembeyaz, pamuk gibi ya, millet benimkini nazlı prenses bir şey sanıyor. Nereden bilsinler manyağın teki olduğunu. Gerçi babam biliyordu ama o da egosunun kurbanı oldu sanırım. İçeri girdiler, zaten normal sürede çıkamayacaklarını biliyordum. Ama çıktıklarındaki manzara süperdi; en önde 05, görevli personelin elinde ancak adam kendisinden mümkün olduğu kadar uzak tutmaya çalışarak arabaya doğru geliyor. Adam köpeklere eğitim verilirken kullanılan kauçuk, tüm kolu kaplayan eldivenler giymiş kendisini korumak için. En arkada babam. Normalde bize bile kendisini ellettirmekten çok hoşlanmaz, başkalarının dokunmasından hiç hiç hoşlanmaz. E bir de yanında ben yokken iğne, aşı işlerine girişilince psikopata bağlamış içerde.


Diğer veteriner maceralarımız ve kızımın ergenlik (azgınlık) halleri çok yakında sizlerle :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder