5 Şubat 2014 Çarşamba

DÖNENce

Siz takip edebildiniz mi ilk ne zaman döndü, bugüne kadar kaç kere döndü, döndü mü yoksa dönmedi mi?

Ne belediye başkanlığı döneminde, ne Erbakan’ın partisindeyken pek ilgimi çeken bir şahsiyet değildi kendisi. Gerçi ne yalan söyleyeyim halen ilgimi çekiyor değil, ancak mecburen duyuyorum, görüyorum, izliyorum. Haliyle hakkında bilgim artıyor. Bilgim arttıkça ilgim daha da azalıyor. Çünkü sürekli dönen bir adamı takip etsen ne olacak, takip etmesen ne olacak, dediğine inansam ne olacak? Yarın çıkıp tam tersini söyleyeceğini görmek için Nostradamus olmaya gerek yok.

İlk ne zaman dönmeye başladı tam bilemiyorum. Diyorum ya, kendini takip eder falan değildim. Ama benim takip etmemem gazetecilerin de takip etmediği anlamına gelmiyor tabii. Aldığı nefeste bile peşindeler, söylediği her sözü arşivlerden dönüp araştırıyorlar. Ama benim bildiğim ilk dönmesi “Milli görüş gömleğimi çıkardım.” dediği zamana denk gelir. Bulabildiğime göre 2003 yılında söylemiş bu sözü. Kendisi 1954 doğumlu, imam hatip mezunu. Yani doğumundan bu yana üzerinde olan gömlek, her ne kadar çıkardığını söylese de üzerine yapışmış, derisinin yerini almış olmalıydı diye düşünmüştüm ben. 49 yaşına gelmiş bir insan ne kadar değişebilir ki? Muhafazakar demokrat olduğunu söyleyen bu şahsiyetin “Demokrasi bizim için amaç değil araçtır. Demokrasi bir trendir, istediğimiz durağa gelince ineriz.” dediğini de unutmadım.

Bugün hala kendisinin demokrat olduğunu söylüyor. Hadi onun söylediği bir şey değil de hala ona inanan insanların bence acilen bir zeka testine girmeleri gerekiyor. Hangi demokrat hangi demokraside bunları yapmış acaba?

Hatırladığım kadarıyla nerelerde dönmüş sizlere de tekrar bir hatırlatayım. “Benim milletimin dili tekdir.” diyip ondan sonra bunu “tek din”e çeviren bir şahsiyet. Bedelli askerlik için “Ben böyle bir sorumluluğun altına giremem. Parası olan var, olmayan var. Kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi olarak yola çıktık.” dedikten sonra neredeyse mutluluktan dört köşe şekilde bedelliyi ilan etti. “Nato Libya’ya müdahale etmeli midir? Böyle saçmalık olur mu?” dedi, peşinden “Nato Libya’yanın Libyalılar’a ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir.” dedi, cümlenin saçmalığı kendinden menkul. Füze kalkanının komutası için “Topraklarımızın genelinde böyle bir şey düşünülüyorsa zaten bu kesinlikle bize verilmeli, aksi takdirde böyle bir şeyin kabulü mümkün değil.” dedi, sonra “Komuta sisteminin tamamıyle Nato’da olması gerektiğini söyledik.” dedi. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yalan, koskoca bir yalan.” dedi sonra bir aydınlanma yaşadı (ampulden olabilir mi acaba) bu lafı diline doladı da doladı. Haa inanarak mı söylüyor dersen, bence kesinlikle hayır. Davos’ta “One minute” dedi, Perez’e giydirdikçe giydirdi (o konuşmasını çok iyi dinlemek lazım, çok ciddi bir karakter tahlili de var aslında, neden artık sürekli bağırmakta olduğunu kendi ağzından duyun.) Sonra “Ne İsrail halkını, ne Cumhurbaşkanı’nı hedef almadım, moderatöre tepki gösterdim.” dedi. Önce BOP için “Ellerine bir kağıt almış dolaşıyorlar. İspat edemezlerse alçaktırlar, şerefsizdirler.” dedi. Sonra BOP’un eşbaşkanı olduğunu söyledi. AB için “Almayacaklar bizi. Ben keramet ehli falan değilim ama görürsünüz almayacaklar bizi. AB Hristiyan Katolik devletler birliğidir.” dedi. Halen AB kapılarında süründüğümüzü herkes biliyordur herhalde. “PKK ile görüşen şerefsizdir.” dedi, görüşebildiği başka kim kaldı sorarım size. Youtube’da hepsi tarihleriyle birlikte var.

Cemaat ile olan ilişkisi bile aynı şekilde değil mi? Daha 2013 Türkçe Olimpiyatları sırasında Pensilvanya’ya neredeyse Sezen Aksu’dan Geri Dön şarkısını gönderecek kadar özlemişti. Gerçi o daveti duyduğumda da neden davet ediyor şimdi, havaalanından tutuklayıp içeri mi atacak yoksa diye bir komplo teorisi geçmişti içimden. Can ciğer kuzu sarması oldukları, birbirlerini kardeş olarak tanımladıkları, “Ne istediler de vermedik” dedikleri cemaati bugün örgüt, paralel devlet ilan ediyor.

Balyoz, Ergenekon için bunlar sahte delillerle üretilmiş davalar diye insanlar yırtınırken, “Ben bu davanın savcısıyım.” diyordu. Bugün kendisi de aynı noktaya geldi, kumpas diyor.

Ve daha dün ucu kendine kadar uzanabilecek davalar için yargıyı (ve emniyeti) hallaç pamuğu gibi atan bu şahsiyet Ali İsmail Korkmaz için “Yargı süreci ile ilgili söyleyecek hiç bir sözüm yok.” diyor. Daha dün dinlemeler için “Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz.” diyenler hatta “Kayıtlar herhangi bir nedenle alenileşirse yayınlamak suç olmaz.” diye kanun maddesi çıkartmaya çalışanlar bugün dinlemeleri nasıl engelleyebilecekleri konusunda kafa patlatıyorlar.


Ve siz hala bunların dediklerine inanıyorsunuz! Sonunda yine bizim dediğimize geleceksiniz, bu dönencelerin geldiği gibi. İnat etmeyin, bugünden gelin de bu güzel vatanda insanca yaşayalım. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder