26 Aralık 2013 Perşembe

SEKSTEN KORKMALI MI KORKMAMALI MI?


Şu dünya üzerinde geçirdiğim 40 güzel yılın neticesinde herkes gibi benim de bazı tespitlerim oldu.

Mesela ailemizin görüşlerinin çok uzağına düşmeyiz genelde. Çevremizde de genelde kendimiz gibi düşünen insanlar vardır. Ancak bir gün gelir, herkesle ters düşebilir insan. En yakınları ile bile. İyi kötü demokrasi olan bir ülkede yetiştiğimiz için çoğunluk olmanın haklı olmakla eş değer olduğunu düşünüyoruz çoğu zaman da. Halbuki Galileo Galilei 1600’lü yılların başında dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyen tek kişiydi. Kendisinden önce var olmuş tüm insanların ve aynı devirde birlikte yaşadığı tüm insanların karşısında tek bir kişiydi buna inanan. Vatikan Klisesi tarafından iki kere yargılanmış ve sonunda ömür boyu ev hapsine mahkum olmuştur. Ama neticede gördük ki dünya gerçekten yuvarlak.

İnsanlar tutarlı davrandıklarını düşünerek hareket ederler, bu hepimiz için geçerlidir. Ama bu doğru değildir. Beyin bizi bu şekilde yönlendirmekte ve yönetmektedir. Ancak kendimizi tanımaya ve başkalarını bırakıp kendimizi analiz etmeye yöneldiğimiz zaman kendi hatalarımızı fark edebilir hale geliriz.

Bu girizgahtan sonra asıl konuya yaklaşayım biraz daha. Aslında netice olarak insanlar ikiye ayrılır; sizinle aynı fikirle olanlar ve olmayanlar. Bir çok konuda sizinle aynı bakış açısına sahip olan arkadaşınızla çok temel bir konuda anlaşamayabilirsiniz. Ailenizin olay bu kadar netken nasıl böyle bir yorumda bulunabildiğini/tavır aldığını çözemeyebilirsiniz. Bu arada beynin kimi zaman bazı şeyleri kabul edemediğini biliyor musunuz mesela? Olay gözünün önünde gerçekleşmiş olsa da eğer bunu kabul etmek kendi inandığı değerlere çok büyük zarar verecekse beyin konuyu bloke edebiliyor. (Bu konu ile ilgili daha detaylı yazıma bu linkten ulaşabilirsiniz;

Mevzu aslında şudur ki; herkesin gönlüne göre bir imam bulması mümkündür. Mesela seneler önce bir futbolcunun, maçta fazla oynamaması için rakip takımın önerdiği  rüşvetin helal olduğuna dair bir imamdan onay aldığını unutmamak lazım.

Başlığa gelince... Hani “Buraya kadar okuduk seksle ilgili bir şey göremedik...” diyorsanız... Siz ne düşünüyorsanız düşünün sizinle aynı fikirde olan insanlar da bulacaksınız, sizinkiyle taban tabana zıt düşünen insanlar da bulacaksınız.
Bugün Hürriyet’te Güzin Abla köşesini devam ettiren Feza Algan’ı okuduğumda bu konuyla ilgili yazmalıyım diye düşündüm. Konu zaten ilgi çekiciydi. Normal olarak da her blog’un ilgiye ihtiyacı var :) (Merak edenler yazıya bu linkten ulaşabilirler  http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25436590.asp )

Okumayacak olanlar içinse özetleyeyim; 55 yaşlarında İngiltere’de yaşayan bir Türk beyefendi Feza Hanım’ın cinsellik ile yaptığı yorumlardan ve yönlendirmelerden memnun olmadığını, Türkiye’deki genel seks anlayışının yerine seksi yaşamaktan korkmamanın gelmesi gerektiğini ve Afrika’daki dişi hayvanların bile erkeği cezbetmek için koku saldığını, bizim onlardan geri olmamıza gerek olmadığını söylüyor. Feza Hanım da tabii ki Türkiye’nin İngiltere gibi olmadığını söylerken hayvanlarla kıyaslanmaktan rahatsızlık duyduğunu ve beyefendinin yorumlarını beğenmediğini belirtiyor.

Bu yazıyı dünyanın neresinde birilerine okutursanız okutun genel olarak alacağınız tepki iki türlüdür; beyefendiye katılanlar ve katılmayanlar (yada Feza Hanım’a katılanlar). Onda bile beyefendinin seksi yaşamaktan korkmama önerisine katılanlar da kendi aralarında ikiye ayrılacaktır; Afrika’daki hayvanlarla kıyaslanmakta bir yanlışlık görenler ve görmeyenler. Yine aynı şekilde Feza Hanım’a katılanlar ve katılmayanlar da kendi aralarında aynı şekilde ikiye ayrılacaktır.

Aslında Orhan babamız ne kadar haklıdır “Bence sen de haklısın.” derken. Olay tamamen hangi taraftan bakmakta olduğunuzla, yani bakış açınızla alakalıdır. Paranın iki yüzü durumu yani.

Hayat aslında bu kadar basit. Her zaman sizinle aynı fikirde olan ve karşı olan insanlarla karşılaşacaksınız. Türkiye’de değil İngiltere’de doğmuş olsaydınız kadınların cinsel hayatı hakkında çok daha geniş bir bakış açısına sahip olabilirdiniz. Kutuplarda Eskimo olarak doğsaydınız karınızı akşam evinizde kalan misafire sunmak çok doğal gelecekti size. Hatta misafir reddetse çok ayıplayacaktınız onu.


Bence hayatta kültürlere göre bile değişmeyen şeyler esas alındıktan sonra geri kalanın hepsi teferruattır. Yani öldürmek, hırsızlık, yalancılık haricinde kalanlara, sekse bakış açısı da dahil, müsamaha göstermekte hiç bir sakınca yok...

24 Aralık 2013 Salı

CANSU VE AŞKIN


Hayat bazen zarları öyle bir denk düşürüyor ki insanın önüne... Sana kalan sadece ayağına gelen topa ufak bir vuruş yapmak oluyor... Anlatacağım hikayede de bana düşen sadece “Evet, çok güzel...” demek oldu ama ortaya fıkra gibi bir anı çıktı. 

O zamanlar Çengelköy’de Ata2 sitesinde oturuyorduk. Cansu çook eski arkadaşım. Aşkın da çook samimi arkadaşım. Aşkın bizim evdeydi. O akşam tüm arkadaşlar bizde toplanacaktık. Ama Cansu Göztepe’de oturuyordu ve Çengelköy’e gelebilmesi oldukça zordu. Cansu ile telefonda konuşurken aklıma geldi, bende araba vardı. Arkadaşlar geleceği için ben çıkamazdım ama Aşkın gidip Cansu’yu alabilirdi.

Aşkın’a sordum Cansu’yu Göztepe’den alıp alamayacağını. “Güzel mi?” dedi. “Çoook” dedim. “Alırım tabii yaa...” dedi. Almaz mı hiç, alır tabii.

Peşinden Cansu’ya dedim ki “Aşkın seni alırsa gelir misin?”. Soruya yine aynı soruyla cevap geldi, “Güzel mi?”...

Tabii sorulardan anlamış olmalısınız her ikisinin de erkek olduğunu. Ve tabii  klasik erkekler olarak bu soruları sormaları gayet normaldi aslında. Cansu Aşkın'ı, Aşkın ise Cansu'yu kız sanmıştı. Ama ben de önüme kadar gelmiş bu eğlence fırsatını kaçıramazdım. Güzel Aşkın, Güzel Cansu’yu almak üzere parfümlenip çıktı evden. Eminim Cansu da benzer yollardan geçmiştir Güzel Aşkın’ı beklerken, çünkü geldiğinde o da iki dirhem bi çekirdek giyinmiş, süslenmişti. Bir erkek ne kadar süslenebilirse tabii...

Aşkın benim arabayı alıp gittiğinden Cansu’nun onu tanıması gayet kolay olmuş. Cansu apartmandan çıkıp arabaya doğru yürümeye başladığında Aşkın hiç bakmamış bile gelene. Ama ne yazık ki bakmadığı o adam arabanın yanına kadar gelip parmağını uzatarak “Aşkın??” diyince, o da “Cansuuu?????” demek durumunda kalmış.


Umduklarını bulamadan gelmişler kuzu kuzu :)

BEN SENİN BİLDİĞİN KIZLARDAN DEĞİLİM



Ne klişe bir cümledir bu. Ne kadar art niyetli, ne kadar kötüleyici, ne kadar çakal bir cümledir.

Vakti zamanında tanıdığım bir kadın, ki o zamanlar onun şirketinde çalışıyordum, bana “Kadın kadının kurdudur.” demişti. Çok anlamamıştım ne demek istediğini. Kocası başka bir kadın yüzünden terk etmişti benim patronu. O da gidip o zamanın en büyük skandallarından birini patlatmıştı kocasının yaptığı işleri basına açıklayarak. Gerçi başka bir kadından dolayı da demişse bu kurtluk meselesini; sen kocana güvenemeyip, sana herhangi bir söz vermemiş, seninle birlikte iyi günde kötü günde diye yemin etmemiş bir kadına güvenmeye çalışmak da veya ondan medet ummak da ne kadar doğrudur ki? Neyse, sonradan kendisini bir yere referans gösterdim ve ne demek istediğini işte o zaman anladım. Yanında staj yaptığım dönemde de cep telefonumu (cep telefonları yeni çıkmıştı), kendisininkiyle aynı model olan arabamı, yurtdışı gezilerimi kıskanan bu kadın benim için herhalde mümkün olabilecek en kötü referansı vermişti. Kendisinin yanındayken bir öğrenci olduğumu bile göz önünde bulundurmadan konuşmuş da konuşmuştu.

Nereden gelip bağlamışım bu konuyu diyeceğim ama daha ilk paragrafta mı dağıtmışım ben kendimi yahu... Bir toparlama girişiminde bulunayım bakayım nereye gidiyoruz.

Bir insan size sürekli aynı şeylerin vurgusunu yapıyorsa, o vurgu yapılan şey aslında başınızdadır yada o insan öyledir dikkat edin. Özellikle Gezi olayları esnasında sanıyorum bir çoğumuzun denk geldiği bir söz vardı; “Özgürlük ve demokrasi kelimelerini sürekli duyduğunuz dakika şüphe edin. Gerçekten özgür olduğunuz memleketlerde kimse size özgür olduğunuzu sürekli vurgulamaz.” (Jacque Fresco). Yani bir insan size sürekli bir şeyden bahsediyorsa o konuda çok dikkatli olmanız gerekiyor aslında.

Eğer bir kız erkeğe “Ben senin bildiğin kızlardan değilim.” diyorsa mesela... Aman diyorum dikkatli olun.

Şöyle düşünün; siz bir arkadaşınızın evine oturmaya gittiniz, evde ikinizden başka kimse yok. Arkadaşınıza der misiniz hiç “Ben hırsız değilim, sen içeriye rahat rahat gidip, beni burada bir süreliğine tek başıma bırakabilirsin.”? Eğer gerçekten bir hırsız değilseniz, böyle bir şey aklınızın ucundan bile geçmez. Yada mesela bir arkadaşınıza kaybettiğiniz kaleminizi soruyorsunuz. Eğer konu ile gerçekten hiç bir alakası yoksa en son nereye bıraktığınızı sorar, size bir şekilde yardımcı olmaya çalışır. Ama eğer o almışsa kalemi “Kalemini neden bana soruyorsun? Bir şey mi ima etmeye çalışıyorsun?” gibi sorular soracak, aslında suçlu olmadığını ima etmeye çalışırken yakayı ele verecektir. Bu durum da çok benzer bir durumdur. Aslında bir çok şey yaşamıştır ama karda yürüyüp izini belli etmemek istiyordur. Bu nedenle odağı kendinden saptırıp daha önceki kız arkadaşlara çevirir.

Kız/Kadın “Ben senin bildiğin kızlardan değilim.” diyerek kendinden önce erkeğin hayatına giren kızları töhmet (henüz kanıtlanmamış suçlama) altında bırakıyor, bir nevi kaşar yerine koyuyor. Ayrıca sen nereden bilebilirsin ki adamın hayatına giren kızları? Belki hepsi çok mazbut kızlardı. Ee o zaman sen kendini ne yerine koymuş oluyorsun hiç düşündün mü?

Bu meseleye siyasetten de örnek verebilirim. Çok sevgili Başbakanımız PKK için “Görüşen şerefsizdir.” Demiyor muydu? Eee ne oldu? Gördük ki görüşüyormuş. Bu tür ağır sözler, yeminler varsa konuya çok daha dikkatli yaklaşmanızda, karşınızdakinin bundan sonraki davranışlarına dikkat etmekte çook çok fayda var. Muhtemelen kimseden yemediğiniz kazığı onlardan yersiniz.

Haaa, tabii bu arada sizi acayip kıskanan, her adımınıza, neredeyse giyeceğiniz dona kadar karışan bir erkek arkadaşınız varsa ona da dikkat edin. Ya gerçekten hastadır. Yada sizi sürekli töhmet altında bırakıp dikkati kendinden uzaklaştırmaya çalışıyor olma ihtimali çok yüksektir. En sıkı boynuz genelde böylelerinden gelir.

Yukarıda söylediğim sözü yineleyerek bitirmek istiyorum yazımı. “Özgürlük ve demokrasi” kelimelerinin yerine istediğiniz kelimeyi koyabilirsiniz artık.

“Özgürlük ve demokrasi kelimelerini sürekli duyduğunuz dakika şüphe edin. Gerçekten özgür olduğunuz memleketlerde kimse size özgür olduğunuzu sürekli vurgulamaz.” (Jacque Fresco).