Öncelikle Tit for Tat nedir’den
başlamak lazım tabii ki... 1970’li yılların sonunda evrimsel kararlılık için
gerekli koşulları sağlayacak, tekrarlı etkileşimde başarılı olacak bir strateji
belirlemek için bilgisayarlar üzerinden yapılacak bir deney planladı Robert
Axelrod. Yarışmacılar bilgisayar programları olacaktı. Programcılar önceden
kodlanan ve yarışma esnasında değişmeyecek bir program ile yarışmaya
katılacaklardı. Turnuva sonunda açık ara kazanan program, aslında en basit programdı,
TIT FOR TAT.
Program yarışmada o kadar
başarılı oldu ki, daha sonra laboratuvarla sınırlı kalmayıp siyasi meselelerde
anlaşmazlık çözme ve ve silahsızlanma konusunda da kullanılmaya başlandı.
TIT FOR TAT, Türkçe’de kısasa
kısas olarak tanımlanabilir ve programın yaptığı da tam olarak budur aslında. Program
önce işbirliği yaparak başlıyor, ardından rakibi en son ne yaptıysa aynısını
yapıyor. Rakip rekabete giriyorsa TIT FOR TAT da rekabete giriyor, taa ki rakip
işbiriliğine gidene kadar. İşbirliğini iş birliğiyle ödüllendirip meyvelerini
birlikte topluyordu. Rekabete de daha başlangıç aşamasında karşılık veriyor,
yumuşak başlı bir tavır sergilemiyordu. Ancak buna rağmen rakip işbirliğine
yanaştığı anda kuyruk acısıyla hareket etmeden, kin duymadan işbirliğine
karşılık veriyordu. TIT FOR TAT tüm rakip stratejileri ortadan kaldırana kadar
durmak bilmiyordu, sadece galip gelmekle kalmıyor bir kez başladı mı yenilmez
oluyordu.
Şimdi gelelim bunu kendimize
nasıl uygulayabileceğimize. Benim genelde etrafımdaki kız arkadaşlarıma da
anlattığım şey budur aslında. Biz de bir laf vardır “Sen bana bir gelirsen, ben
sana bin gelirim.” şeklinde. Halbuki bu o kadar da doğru bir yaklaşım değildir.
İnsanlar ile olan ilişkilerinizde, bu ister eşiniz/sevgiliniz ile olsun, ister
yöneticiniz ile, ister arkadaşlarınız ile, genel olarak ayna görevi görmek ve o
şekilde davranmak en doğrusudur. Tabii ki her şeyi karşı taraftan beklememek
lazım. Ancak siz arkadaşınızı on kere arıyorsanız ve o bir kere bile aramıyorsa
bir durup olayı analiz etmek gerekiyor. Veya karşınızda bir iş arkadaşınız var
aynı zamanda rakibiniz. Sizinle iş birliği yapıyorsa siz de yapın. Sizden
yardım isteyip kendisi yardım etmekten kaçınıyorsa siz de ona yardım etmeyin.
Tartışmak istiyorsa (işin nasıl yapılması gerektiği konusunda değil, mobbing
tarzı bir tartışmadan bahesdiyorum) siz de onunla tartışın, ama seviyenizi
bozmadan ve aleyhinize delil olarak kullanılabilecek şeyler söylemeden.
Geçenlerde okuduğum ve çok beğendiğim bir sözü de burada hatırlatmadan geçmek
istemiyorum; “Asla sızlanma. Sızlanmak zalime etrafta bir kurban olduğunu haber
verir.” Sızlanmayın, ezik kalmayın ve karşınızdaki de sizinle iş birliğinde bulunmadığı
sürece iş birliğinde bulunmayın, kuyruk acısı ile hareket etmeyin.
Bundan sonra ilişkilerinizde buna
biraz dikkat edin bakalım neler değişecek hayatınızda. Değişiklikleri bizimle
de paylaşırsanız çok sevinirim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder