VERITAS VOS LIBERABIT - GERÇEK SENİ ÖZGÜR KILACAK
Sanıyorum geçen yazdı, Son Tapınak Şövalyesi diye bir kitap okudum. (Yorumlarıma bu linkten ulaşabilirsiniz: http://ipeksi-kitaplarvesozler.blogspot.com/2013/05/son-tapnak-sovalyesi.html ) Kitapta 25-30 sayfa kadar öyle bir hikaye anlatılıyor ki... Oturup dinle ilgili bütün bildiklerinizi, bütün inançlarınızı önünüze koyup tekrar düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz...
Okuduğum kitaplar ile ilgili blog yazmaya başladıktan sonra bu kitabı da yazmaya karar verdim ve dönüp bu hikayeyi tekrar okumam gerektiğini düşündüm. Buradaki konuyu anlatmam lazım. Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.
Tapınak Şövalyeleri aslında Hristiyanlığın askeri tarikatı olarak bilinir. Resmî olarak iki yüzyıl boyunca faaliyette bulunmuşlardır.
Katolik Kilisesi tarafından resmî olarak 1129 kurulmuş ve kısa zamanda güçlenmiştir. Beyaz renkteki eşyaları üzerindeki kırmızı haçlarıyla Tapınak Şövalyeleri zamanlarının en korkulan savaşçılarından olmuşlardır.Kutsal Topraklar'da ve Avrupa'da birçok mevzi inşa eden tarikat bankacılık ve para transferinin ilkel bir formunu bularak Hristiyan hacılara büyük kolaylıklar sağlamıştır.
Haçlı Savaşları'nın ardından tarikata büyük borçları olan Fransa Kralı IV. Philippe'in kâfirlik ("Katolik olmayan" anlamında) ve eşcinsellik gibi suçlamalarla, Tapınak Şövalyeleri'nin ortadan kaldırılması için Papa V. Clemens'e yaptığı baskıların neticesinde 1312'de tarikat ortadan kaldırılıp tüm mal varlığına el koyulmuş ve Tapınakçılar yakılarak öldürülmüşlerdir. Son olarak 19 Mart 1314'te Jacques de Molay ve beraberindeki tarikat üyeleri kazığa bağlanarak yakılmak sûretiyle idam edilmişlerdir. (Bu bilgileri Wikipedia'dan aldım ve biraz kısalttım.)
Kitap ise bunun kafirlik veya eşcinsellik ile uzaktan yakından hiç bir alakası olmadığını anlatıyor ve önümüze alternatif bir hikaye koyuyor. Tapınakçıların asıl hedefinin Musevilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığı birleştirerek tüm dünyayı tek bir din altında toplamak olduğu fikrine dayanıyor. "Hepimiz İbrahim'in çocukları değil miyiz?" diyerek farklı dinler olmasaydı ne engizisyon, ne Yahudi soykırımı, ne Balkan Savaşları, ne Ortadoğu Krizi, ne de patlayan İkiz Kuleler gibi olayların olmayacağını söylüyor.
Bu arada Kutsal Kase, Bakire Meryem (Hazreti Meryem) ve benzeri konularda Vatikan'ın ne kadar kesin bir bakış açısı olduğu ortada ki burada da farklı bir hikayeyi Dan Brown'dan dinledik, Da Vinci Şifresi'nde. Vatikan kendine ve tek gerçek olarak kabul ettiği inancına yönelik en ufak tehditleri bile uzun yıllar boyunca en acımasız yöntemlerle bastırmış.
İnançla gerçek arasındaki fark... Kulaktan kulağa oynarken bile başta söylenen ile sonda çıkanın ne kadar farklı olduğunu düşündüğünüzde İsa'nın geldiği yıllarda olan olayların bugüne ne şekilde ulaşmış olabileceğini düşünmek çok da hayal gücüne yer bırakmıyor aslında. Yada fazlasıyla bırakıyor mu demek lazım yoksa?
Yeni Ahit'i kim yazdı? Soru buradan başlıyor. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri... Ancak bunların hiç biri İsa ile aynı dönemde yaşamış kişiler tarafından yazılmamış. O dönemde yazılanların meşhur kişilere ithaf edilmesi gibi bir adet varmış. İsa'nın ölümünden 40 yıl sonra yazılmış ilk İncil. Kulaktan kulağa mevzunu tekrar bir aklınızdan geçirin şimdi. Matta'dan sonra 200 yıl boyunca bir çok İncil daha yazılmış ve bu inanç ilgi çekmeye başlamış. Birbirinden farklı ve birbiriyle çelişen anekdotların anlatıldığı bir sürü İncil...
Ama 1945 yılında yukarı Mısır'da Caba el-Tarif Dağı eteklerinde bir kaç Arap köylüsü bir çömlek buluyorlar ve içinden ceylan derisi ciltli onüç adet papirüs kitap çıkıyor. Ne olduğunu anlamadıkları bu kitapların bir kısmını yakmışlar, bir kısmı yolda kaybolmuş ancak 52 sayfa ele geçmiş. Bunlar Gnostik olarak anılan İnciller'miş ve Yeni Ahit'te anlatılanlardan tamamen farklı şeyler anlatılıyormuş. Bulunan metinler kendini gizli olarak niteleyen Thomas İncili ve şu sözlerle başlıyor; "Bunlar İsa'nın yaşarken ikizi Thomas'a aktardığı gizli cümlelerdir.". Ayrıca bu metinlerle birlikte Magdalı Meryem'in İsa ile olan ilişkisini, birbirini seven iki kişinin hikayesinin anlatıldığı Philip İncili de bulunuyor. Birbiri ile çelişen bu kadar fazla sayıda İncil bu inancın sonunu getirebilirdi.
Ama 1945 yılında yukarı Mısır'da Caba el-Tarif Dağı eteklerinde bir kaç Arap köylüsü bir çömlek buluyorlar ve içinden ceylan derisi ciltli onüç adet papirüs kitap çıkıyor. Ne olduğunu anlamadıkları bu kitapların bir kısmını yakmışlar, bir kısmı yolda kaybolmuş ancak 52 sayfa ele geçmiş. Bunlar Gnostik olarak anılan İnciller'miş ve Yeni Ahit'te anlatılanlardan tamamen farklı şeyler anlatılıyormuş. Bulunan metinler kendini gizli olarak niteleyen Thomas İncili ve şu sözlerle başlıyor; "Bunlar İsa'nın yaşarken ikizi Thomas'a aktardığı gizli cümlelerdir.". Ayrıca bu metinlerle birlikte Magdalı Meryem'in İsa ile olan ilişkisini, birbirini seven iki kişinin hikayesinin anlatıldığı Philip İncili de bulunuyor. Birbiri ile çelişen bu kadar fazla sayıda İncil bu inancın sonunu getirebilirdi.
İlk çıktığında Hristiyanlık yasa dışıydı, ayakta kalabilmek ve yayılabilmek için ilahi ögeler içermek zorundaydı. 2. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan rahip ve psikoposlar herkes tarafından kabul gören ritüeller olmaksızın böyle bir hareketin uzun ömürlü olmayacağını biliyorlardı. 180 kadar yıl sonra birleşme sağlandı, artık yalnızca belli kuralları, inanç sistemi ve ritüelleri olan tek bir kilise oldu ve bunların dışında kalan her şey sapkınlık ilan edildi. Evrenin 4 köşesi ve 4 temel rüzgarı olduğundan hareketle 4 İncil olmasına karar verildi. Bilinen diğer tüm İnciller yakılmış. 367 yılında 27 adet metinden oluşan Yeni Ahit kabul edilmiş.
Matta İncili'nde ne bakire doğumdan, ne çarmıha gerilmeden bahsedilmemiştir. İsa'nın boş mezarından bahsedilmiş sadece. Sadece 50 yıl sonraki bir İncil bu üstelik. Sonrasında çıkan Luka İncili ise bildiğimiz diriliş öyküsünü anlatır. Ve bunun peşinden aynı öykü Matta'ya da eklenir. Reddedilen Gnostik İnciller'de ise hiç birinde İsa'nın çilelerinden bahsedilmemiş. Bu yazmalarda İsa etrafta gezerek mal mülk edinmektense insanlara hoşgörülü davranma konusunda insanlara bir takım öğütler veren zeki bir adam olarak resmediliyordu. O günahtan veya ebedi lanetten kurtarmak üzere falan gelmemişti dünyaya. Tek yaptığı insanlara manevi bir bakış açısı kazandırmaya çalışmaktı. Ancak böyle bir bilginin açığa çıkması öğrenenle öğreteni aynı seviyeye indirecekti. Onlara göre Yaratıcı ile insanoğlu arasında büyük bir uçurum olmalıydı. Bu yüzden de İsa'ya da Kurtarıcı, Mesih ve Tanrı'nın oğlu tanımlamalarını yakıştırdılar. Halbuki bulunmuş olan İnciller kişinin kendisini bilmesinin Tanrı'yı bilmek olduğunu söylüyordu. Yani Tanrı ve insan aynı şeydi. O İnciller İsa'yı aydın bir bilge olarak görüyor, bizlerin bile onu geçebileceği sıradan bir adam olduğunu söylüyordu. (Bu da kilisenin işine gelmiyordu tabii ki.) Kısacası aslında komünyon ayinleri, kutsal günler, İsa'nın Tanrı'nın oğlu oluşu falan İsa'nın ilk takipçilerinin inandığı şeyler değildi. Hepsi uydurulmuş ritüeller ve diğer dinlerden alınmış uygulamalardı. Ancak kilisenin de işini iyi yapmış olduğu inkar edilemez. 2000 yıldır İncil en çok satan kitap oldu hep. Ama Tapınakçılar haklıydı. İşler daha o günlerden çığrından çıkmıştı, farklı şekilde inananları hunharca öldürüyorlardı.
Tapınakçılar 3 dini bir araya getirmek için işe en iyi bildikleri Hristiyanlık'tan başlayacak, gerçekleri gözler önüne serecek ve sonra bunu diğer dinlere de uygulayacaklardır.
İnsanlar kutsal olarak kabul ettikleri kitaplarda yazılı olan her bir kelime için ölümüne savaşmaya hazırlar. O kitapların kaynağı ise binlerce yıl önceye dayanan efsane ve mitler. Yapılan araştırmalar; Hristiyan, Musevi ve Müslümanların çoğunun aynı kökten yani ilk peygamber olan İbrahim'den geldiklerini bilmediklerini ortaya koymuştur. İbrahim aralarındaki ayrılığı ortadan kaldırmak üzere dillerden, kültürden bağımsız olarak tüm insanlık alemine tüm evrenin tek bir yaratıcısı olduğunu bilgisini iletmek için Tanrı tarafından gönderilmiştir. Ancak ilahi mesaj amacından saptırılmıştır. Bu üç din aynı Tanrı'ya inandıklarını iddia eder ancak tanrısal geleneği en doğru şekilde hangisinin yansıttığı tartışması ile altüst olur. Müslümanlık ilk çıktığında Hristiyan liderler bunu ayrı bir din olarak bile kabul etmemişler, Hristiyanlık'tan sapma olarak değerlendirmişlerdir. Hristiyanlar Musevileri, Müslümanlar da Hristiyanlar'ı küçük görür. Herkes en son versiyonun kendisi olduğunu iddia etmektedir çünkü. Müslümanlar Hac ibadeti sırasında günde 17 defa İbrahim'i anarlar. Araplar ve Museviler belki de gezegenin uğruna en fazla insanın öldüğü topraklarda birbirlerini öldürmeye devam ediyorlar. Bu toprakların bu kadar değerli oluşu ise İbrahim'in mezarı olduğu sanılan yerin her üç din için de anlam ifade etmesidir. İbrahim ise küçük hesaplar peşinde koşan, kafasız, birbirlerini bir hiç uğruna bu kadar kolayca öldüren torunlarına bakınca mezarında hiç rahat uyumuyor olmalı. Tarihteki tüm savaşlara siyaset ve açgözlülük neden olmuştur. Ancak din de daima nefretin, hoşgörüsüzlüğün pişirildiği fırının yakıtı oldu. Şimdi eski batıl inançlardan kurtulma, gerçekte kim olduğumuzla yüzleşme zamanıdır.
Matta İncili'nde ne bakire doğumdan, ne çarmıha gerilmeden bahsedilmemiştir. İsa'nın boş mezarından bahsedilmiş sadece. Sadece 50 yıl sonraki bir İncil bu üstelik. Sonrasında çıkan Luka İncili ise bildiğimiz diriliş öyküsünü anlatır. Ve bunun peşinden aynı öykü Matta'ya da eklenir. Reddedilen Gnostik İnciller'de ise hiç birinde İsa'nın çilelerinden bahsedilmemiş. Bu yazmalarda İsa etrafta gezerek mal mülk edinmektense insanlara hoşgörülü davranma konusunda insanlara bir takım öğütler veren zeki bir adam olarak resmediliyordu. O günahtan veya ebedi lanetten kurtarmak üzere falan gelmemişti dünyaya. Tek yaptığı insanlara manevi bir bakış açısı kazandırmaya çalışmaktı. Ancak böyle bir bilginin açığa çıkması öğrenenle öğreteni aynı seviyeye indirecekti. Onlara göre Yaratıcı ile insanoğlu arasında büyük bir uçurum olmalıydı. Bu yüzden de İsa'ya da Kurtarıcı, Mesih ve Tanrı'nın oğlu tanımlamalarını yakıştırdılar. Halbuki bulunmuş olan İnciller kişinin kendisini bilmesinin Tanrı'yı bilmek olduğunu söylüyordu. Yani Tanrı ve insan aynı şeydi. O İnciller İsa'yı aydın bir bilge olarak görüyor, bizlerin bile onu geçebileceği sıradan bir adam olduğunu söylüyordu. (Bu da kilisenin işine gelmiyordu tabii ki.) Kısacası aslında komünyon ayinleri, kutsal günler, İsa'nın Tanrı'nın oğlu oluşu falan İsa'nın ilk takipçilerinin inandığı şeyler değildi. Hepsi uydurulmuş ritüeller ve diğer dinlerden alınmış uygulamalardı. Ancak kilisenin de işini iyi yapmış olduğu inkar edilemez. 2000 yıldır İncil en çok satan kitap oldu hep. Ama Tapınakçılar haklıydı. İşler daha o günlerden çığrından çıkmıştı, farklı şekilde inananları hunharca öldürüyorlardı.
Tapınakçılar 3 dini bir araya getirmek için işe en iyi bildikleri Hristiyanlık'tan başlayacak, gerçekleri gözler önüne serecek ve sonra bunu diğer dinlere de uygulayacaklardır.
İnsanlar kutsal olarak kabul ettikleri kitaplarda yazılı olan her bir kelime için ölümüne savaşmaya hazırlar. O kitapların kaynağı ise binlerce yıl önceye dayanan efsane ve mitler. Yapılan araştırmalar; Hristiyan, Musevi ve Müslümanların çoğunun aynı kökten yani ilk peygamber olan İbrahim'den geldiklerini bilmediklerini ortaya koymuştur. İbrahim aralarındaki ayrılığı ortadan kaldırmak üzere dillerden, kültürden bağımsız olarak tüm insanlık alemine tüm evrenin tek bir yaratıcısı olduğunu bilgisini iletmek için Tanrı tarafından gönderilmiştir. Ancak ilahi mesaj amacından saptırılmıştır. Bu üç din aynı Tanrı'ya inandıklarını iddia eder ancak tanrısal geleneği en doğru şekilde hangisinin yansıttığı tartışması ile altüst olur. Müslümanlık ilk çıktığında Hristiyan liderler bunu ayrı bir din olarak bile kabul etmemişler, Hristiyanlık'tan sapma olarak değerlendirmişlerdir. Hristiyanlar Musevileri, Müslümanlar da Hristiyanlar'ı küçük görür. Herkes en son versiyonun kendisi olduğunu iddia etmektedir çünkü. Müslümanlar Hac ibadeti sırasında günde 17 defa İbrahim'i anarlar. Araplar ve Museviler belki de gezegenin uğruna en fazla insanın öldüğü topraklarda birbirlerini öldürmeye devam ediyorlar. Bu toprakların bu kadar değerli oluşu ise İbrahim'in mezarı olduğu sanılan yerin her üç din için de anlam ifade etmesidir. İbrahim ise küçük hesaplar peşinde koşan, kafasız, birbirlerini bir hiç uğruna bu kadar kolayca öldüren torunlarına bakınca mezarında hiç rahat uyumuyor olmalı. Tarihteki tüm savaşlara siyaset ve açgözlülük neden olmuştur. Ancak din de daima nefretin, hoşgörüsüzlüğün pişirildiği fırının yakıtı oldu. Şimdi eski batıl inançlardan kurtulma, gerçekte kim olduğumuzla yüzleşme zamanıdır.
Karşısındaki kişi dinin iyi tarafları olduğunu ortaya koyduğu zaman ise; "Dinin neden olduğu gereksiz acı ve ıstıraptan başka bir şey görmüyorum. Hristiyanlık ilk tasavvur edildiğinde harika bir amacı vardı. İnsanlara umut verdi, güzel bir yardımlaşma sistemi kurdu, zulmün ortadan kalkması için gayret etti. Bugün neye hizmet etmesi gerekiyor? Mısırlılar'ın tapındığı ilkel Tanrılar ile dalga geçiyoruz. Hala fırtınaların Tanrı'nın kızgınlığından kaynaklandığını düşünen adamların yarattığı fikirlere göre yaşamımızı şekillendiriyoruz." der.
Manevi bir mesajı iletmek için yazılan İncil, başka bir şeye dönüştü. Artık daha büyük bir amacı var, politik bir amacı. İsa işgal altındaki bir ülkede korkunç bir zamanda yaşadı. Roma İmparatorluğu'nda küçük ve zengin bir grup tüm servetin sahibiyken geri kalan tüm halkı açlık ve sefalet içinde sürünen bir eşitsizlik sembolüydü. O çağ; hastalıkların, felaketlerin ve kıtlığın çağıydı. Bu açıdan bakılınca Hristiyanlığın dikkat çekmesine şaşırmamak lazım. Merhametli bir Tanrı, insanlardan birbirlerine merhametli olmalarını istiyor, kökenine, toplumlarına bakılmaksızın. Bu son derece devrimsel bir gelişme. (Ve aradan geçen 2000 yıla rağmen, biz tüm dünya insanları olarak hala bu noktayı yakalayabilmiş değiliz.)Hristiyanlık onlara eşit ve saygın bir birey olma fırsatı sunmuştu. Zalimliğinn ve gaddarlığın kol gezdiği dünyaya yeni kavramlar ve sevgi mesajları getirmişti.
MS 325 yılında İznik'te toplanan konseyin ardından; gidip katılmaya davet ettikleri dinin kurucusunun sıradan bir marangozla başladığını söylemektense, onlara ölümden sonra sonsuz bir yaşam sözü verebilecek birini sunmaya karar verdiler. Kilisenin Tapınakçılar'a karşı bu kadar acımasız bir kıyım uygulamış olması da bu fikirlerin doğruluğunun bir ispatı gibi durmaktadır orta yerde. Galile dünyanın güneş çevresinde döndüğünü söylediğinde kilise neredeyse onu yakacaktı. Peki kim haklı çıktı?
Bir çoğumuz diğer dinlerin inanışlarını ritüellerini saçmalık diye bir kenara atma eğilimindeyiz. Ama neden tesadüfen sahip olduğumuz bu din diğerlerinden farklı olsun ki?
Ve sonra bir İncil daha bulunur. Daha doğrusu çok detaylı kişisel bir defter. Nasıralı İsa adlı bir marangozun yazdıkları, sıradan bir marangozun... İyi, yalnız ve korkmuş ölümlü bir adamın... Onun kendi İncil'ine göre de Nasıralı İsa Tanrı'nın oğlu değildi. Bütün geri kalanlar son derece asil nedenlerle sonradan yaratıldı. En küçük bir şeyin ortaya çıkması halinde bütün inanç sistemi yıkılabilirdi. Hristiyanlık sadece bilge bir adamın öğretileri üzerine inşa edilmedi. Bundan çok daha etkili şeyler vardı arkada planda. Tanrı'nın oğlunun sözleri... İsa'nın dirilişi aynı zamanda kilisenin de temel taşıdır. Pavlus Birinci Korintte'ki sözler; Ve eğer İsa göğe yükselmediyse, tüm dualarımız beyhudedir. Ve tüm inancımız.
Ve bütün bu bilgilerden sonra son bir özeleştiri gelir; İsa'nın orjinal mesajı egoist ve bağnaz kişiler tarafından saptırıldı, aşırı uçtakilerin istediği tarza büründü. Ve hala hata yapıp duruyoruz. İnsanların karşılaştığı gerçek sorunları görmezden gelerek, utanç verici davranışlara müsamaha göstererek, masumlara korkunç şekilde davranarak kendi kuyumuzu kazıyoruz. Hızla gelişen dünyaya ayak uydurabilmekte çok geç kaldık. Şimdi kimsenin hayal edemediği bir güce sahibiz ve bu devasa gücün çöküşü de dünya çapında büyük bir felakete yol açar. Eğer Nasıralı İsa'nın gerçek yaşam öyküsüne dayanarak kiliseyi bugün kuruyor olsaydık her şey bambaşka olabilirdi. İslam dinine bir bak. Onlar bunu başardılar. İsa'nın dirilişinden yaklaşık 700 yıl sonra bir adam ortaya çıktı ve "Tanrı yoktur, Allah vardır ve ben de onun elçisiyim" dedi. Üçlü teslis inancı yoktu. Sadece Allah'ın elçisi. Onun mesajındaki bu sadelik toplulukları bir anda etkisi altına aldı.
Ve son olarak şöyle bir kısım var; 2000 yıl öncesine göre değişen ne var? Belki biraz daha iyice ama acımasızlık, savaşlar, katliamlar hala devam ediyor. O zaman en azından cahildik, şimdi bilgi çağındayken bile hala aynı uygarlık dışı davranışları gösteriyoruz. Belki de bir şeylerin sonu geldi.
Manevi bir mesajı iletmek için yazılan İncil, başka bir şeye dönüştü. Artık daha büyük bir amacı var, politik bir amacı. İsa işgal altındaki bir ülkede korkunç bir zamanda yaşadı. Roma İmparatorluğu'nda küçük ve zengin bir grup tüm servetin sahibiyken geri kalan tüm halkı açlık ve sefalet içinde sürünen bir eşitsizlik sembolüydü. O çağ; hastalıkların, felaketlerin ve kıtlığın çağıydı. Bu açıdan bakılınca Hristiyanlığın dikkat çekmesine şaşırmamak lazım. Merhametli bir Tanrı, insanlardan birbirlerine merhametli olmalarını istiyor, kökenine, toplumlarına bakılmaksızın. Bu son derece devrimsel bir gelişme. (Ve aradan geçen 2000 yıla rağmen, biz tüm dünya insanları olarak hala bu noktayı yakalayabilmiş değiliz.)Hristiyanlık onlara eşit ve saygın bir birey olma fırsatı sunmuştu. Zalimliğinn ve gaddarlığın kol gezdiği dünyaya yeni kavramlar ve sevgi mesajları getirmişti.
MS 325 yılında İznik'te toplanan konseyin ardından; gidip katılmaya davet ettikleri dinin kurucusunun sıradan bir marangozla başladığını söylemektense, onlara ölümden sonra sonsuz bir yaşam sözü verebilecek birini sunmaya karar verdiler. Kilisenin Tapınakçılar'a karşı bu kadar acımasız bir kıyım uygulamış olması da bu fikirlerin doğruluğunun bir ispatı gibi durmaktadır orta yerde. Galile dünyanın güneş çevresinde döndüğünü söylediğinde kilise neredeyse onu yakacaktı. Peki kim haklı çıktı?
Bir çoğumuz diğer dinlerin inanışlarını ritüellerini saçmalık diye bir kenara atma eğilimindeyiz. Ama neden tesadüfen sahip olduğumuz bu din diğerlerinden farklı olsun ki?
Ve sonra bir İncil daha bulunur. Daha doğrusu çok detaylı kişisel bir defter. Nasıralı İsa adlı bir marangozun yazdıkları, sıradan bir marangozun... İyi, yalnız ve korkmuş ölümlü bir adamın... Onun kendi İncil'ine göre de Nasıralı İsa Tanrı'nın oğlu değildi. Bütün geri kalanlar son derece asil nedenlerle sonradan yaratıldı. En küçük bir şeyin ortaya çıkması halinde bütün inanç sistemi yıkılabilirdi. Hristiyanlık sadece bilge bir adamın öğretileri üzerine inşa edilmedi. Bundan çok daha etkili şeyler vardı arkada planda. Tanrı'nın oğlunun sözleri... İsa'nın dirilişi aynı zamanda kilisenin de temel taşıdır. Pavlus Birinci Korintte'ki sözler; Ve eğer İsa göğe yükselmediyse, tüm dualarımız beyhudedir. Ve tüm inancımız.
Ve bütün bu bilgilerden sonra son bir özeleştiri gelir; İsa'nın orjinal mesajı egoist ve bağnaz kişiler tarafından saptırıldı, aşırı uçtakilerin istediği tarza büründü. Ve hala hata yapıp duruyoruz. İnsanların karşılaştığı gerçek sorunları görmezden gelerek, utanç verici davranışlara müsamaha göstererek, masumlara korkunç şekilde davranarak kendi kuyumuzu kazıyoruz. Hızla gelişen dünyaya ayak uydurabilmekte çok geç kaldık. Şimdi kimsenin hayal edemediği bir güce sahibiz ve bu devasa gücün çöküşü de dünya çapında büyük bir felakete yol açar. Eğer Nasıralı İsa'nın gerçek yaşam öyküsüne dayanarak kiliseyi bugün kuruyor olsaydık her şey bambaşka olabilirdi. İslam dinine bir bak. Onlar bunu başardılar. İsa'nın dirilişinden yaklaşık 700 yıl sonra bir adam ortaya çıktı ve "Tanrı yoktur, Allah vardır ve ben de onun elçisiyim" dedi. Üçlü teslis inancı yoktu. Sadece Allah'ın elçisi. Onun mesajındaki bu sadelik toplulukları bir anda etkisi altına aldı.
Ve son olarak şöyle bir kısım var; 2000 yıl öncesine göre değişen ne var? Belki biraz daha iyice ama acımasızlık, savaşlar, katliamlar hala devam ediyor. O zaman en azından cahildik, şimdi bilgi çağındayken bile hala aynı uygarlık dışı davranışları gösteriyoruz. Belki de bir şeylerin sonu geldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder