Annelerimizin
zamanında kadın erkek ilişkileri çok daha kolay mıymış yoksa şimdiki ilişkileri
gördükçe bana mı öyle geliyor bilemiyorum. Ama artık günümüz kadının işi çok
zor gibi geliyor bana.
Ne
değişti annelerimizden bu yana? Şimdiki gibi 30’lu yaşlarına kadar evlenmeden
kalan pek yokmuş zaten. 20 yaşını geçen kıza, erkeğe evde kalmış gözüyle
bakılırmış. E tabii, kadın 30’una gelmeden evlendiğinde de çocuk doğuramamak
ile ilgili bir sıkıntısı kalmadığı gibi biyolojik saati de canlı bombaya dönmemiş
oluyor.
Günümüze
geldiğimizde ise okuldu, kariyerdi derken kadın kendini bir anda otuzlu
yaşlarda buluyor. Otuza giriş belki çok fena değil ama otuz beşe doğru
yaklaştıkça kadın daha fazla stres olmaya başlıyor. Özellikle de ciddi bir ilişkisi
yoksa... Yeni bir adamla tanış, adamın doğru olduğuna karar ver, adam senin
doğru olduğuna karar versin, evlenme yolunda adım at, evlen, hamile kal derken
minimum 2-3 senelik bir süreç görüyor önünde. Tabii biz kadınların bir de
(büyük bir çoğunluğumuzun) “çocuk da yaparım, kariyer de” gibi söylemlerle
büyüdüğünü göz önüne alırsak hiç bir şeyden eksik kalmak istememe gibi bir
durumumuz da var. Koca “bulmak”, bir adamın seninle evlenecek kadar sana değer
verdiğini elaleme duyurmak biz kadınların hala en büyük başarısı olarak
algılanıyor.
Bu
yüzden 30 yaşını geçmiş, çocuksuz bekar kadın evlenmek istemeyen erkek için
saatli bomba gibi.
Ancak
ben konuya bir de erkek gözünden bakmanızı istiyorum şimdi. Evlenmek istemiyor
olmak, sevmiyor olmak anlamına gelir mi? Çok net bir yorum yapamayacağım buna.
Adamına göre değişir çünkü. Adam seni senelerce “evlenmek istemiyorum” diye oyalayıp,
senden ayrıldıktan sonra altı ay içinde başkası ile evlenebiliyor bu ülkede.
Ama
yine de benim anlatmak istediğim nokta bu değil. Düşünün ki; erkeksiniz, mutlu
giden bir ilişkiniz var ancak evlilik kurumuna karşısınız ve hatta belki de
çocuk istemiyorsunuz. Birlikte olduğunuz kadın ise bunca senedir sizi ne çok
sevdiğini anlatıp duruyor. Ama sonra bir noktada karşınıza geçip diyor ki “Ben çocuk
sahibi olmak istiyorum. Ya evleneceğiz yada ayrılacağız.”
İşte
tam da bu noktada o erkek ben olsam, benim o ilişkiye ve kadının sevgisine olan
tüm inancım biter sanıyorum.
Biz
kadınlar çok alışığızdır erkeğe sevip sevmediğini sormaya yada “seviyorsan
ispatla, sevsen böyle yapmazsın” gibi şeyler söylemeye. Ama erkeğin buna hiç
hakkı yok sanıyorum. Biz sevgi ispatını genelde erkekten bekleriz. Peki ya
erkek hiç sözler haricinde istemez mi sevildiğini bilmek? Ki, onlar bizden çok
daha fazla hareketlere odaklılar. Söylediklerimiz muhtemelen bir kulaklarından
giriyor, öbür kulaklarından çıkmıyor bile.
Kadın
ne der? “Seviyorsan evleniriz”. Peki, erkek şunu dese “Seviyorsan benimle
birlikte yaşamayı göze alırsın.”? Tabii bu arada az önce yukarıda bahsettiğim
tür Türk erkeklerini bu olayın dışında tutuyorum. Hani evlenmeye karşıyım diye
oyalayıp sonra altı ayda biriyle evlenenleri.
Burada
kendimden bir örnek vermek istiyorum. 18-22 yaşlarım arasında bir ilişkim
olmuştu. Babamdan, tek başına beni istemişliği bile vardır. O istemişti bir ara
birlikte yaşayalım diye, ama o kadar güvenilmez bir adamdı ki, üç gün sonra
beni ortada bırakıp başka bir kadınla cart diye evlenebilecek potansiyeli
vardı. Ama bu ilişkiden 4 sene sonra biriyle birlikte yaşamaya başladım.
İnsanlığına, adamlığına çok güvendiğim bir insandı. Başka sebeplerden dolayı
ayrılabilirdik belki ama vicdan duygusu olan bu adamın beni saçma salak bir
nedenle bırakmayacağına çok inanmıştım.
İnandığım
gibi de oldu. 4 sene birlikte yaşamanın sonunda evlendik. Evleneli neredeyse 10
sene oldu ve çok şükür çok mutlu bir evliliğimiz var.
Bir
çok kadın “gerçekten” sevdiğini söylediği erkek için bunu göze almaz. Kadın
genelde bekler ki erkek seviyorsa evlensin. Peki neden kendi sevgisini
ispatlama ihtiyacını hiç duymaz? Hele bir de başta dediğim gibi doğum yapmak
gibi bir planı varsa... O zaman canından çok sevdiğini söylediği adamın hiç bir
değeri kalmıyor. Hiç tanımadığı, hiç bir şey paylaşmadığı, belki de doğru
düzgün sevemeyeceği bir adamdan çocuk yapmaya gidiyor kadın, tamamen
hormonlarının etkisiyle... Tamamen yetiştirilirken kendisine öğretilmiş
şeylerin etkisiyle. Sadece ve sadece anne olma güdüsüyle. Evde kalmış,
başarısız olmuş, evlenecek bir koca bulamamış olmamak için... Sevdiği erkeği
bırakır gider kadın. Sanki hayatını paylaşacağı, seveceği bir eş değil de, bir
damızlık arıyor gibi...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder