Öyle deli, öyle manyak bir
kedimiz var ki... Sanki diğerleri farklı diyeceksiniz, e doğru, çok haklısınız.
Ben şimdiye kadar normal bir kediye pek rastlamadım. Ki elimizden az kedi
geçmedi. Eşimle bir gün şöyle bir hesapladık da bizim 05’in yavrularını da
dahil edersek 25-26 civarında kedi geçmiş evimizden 13 yılda. Bu sayımın
üzerinden de sanıyorum 3 kedi daha geçti. Bir tanesi hariç hepsini
sahiplendirdik.
Neyse benim kediye geri dönelim;
benimki gerçekten manyak. Gittiğimiz veterinerde kendinden Efsane diye
bahsediliyor. Benim hiç tanımadığım, görmediğim çalışanlar “05’in sahibiyim(!)”
dediğimde hemen tanıyorlar. Kedinden dolayı tanınıyor olmak da ayrı bir ilginç
tabii.
05 bize geldiğinde 1.5 aylık
ancak vardı. 2001’deki krizle birlikte işten çıkarılmıştım ve çocukluğumdan
beri süregelen kedi isteğim tavan yapmıştı. Neredeyse kedi diye miyavlamak
üzereydim. Hatta hiç unutmam Kedi de Kedi diye bir kitap almıştım. Tam bir
çocuk kitabı. Ve kitabın ilk cümlesi “İpek bir kedisi olsun istiyordu.”
Allahım, benden bahseden ve beni anlatan bir kitap diyip hemen aldım ve Eyüp’ün
önüne koydum akşam. Öyle istiyordum ki kitaptan bile medet umuyordum kocamı
kandırmak için. Tabii bu atağım hıhı şeklinde bir baştan savma ile sona erdi.
Zaman geçti, günler birbirini kovaladı ve benim hala bir kedim bile yoktu.
Eyüp işi gereği sürekli
şehirdışına gidip geliyordu, o sıralar da işi Şarköy’deydi. Gece çok geç daha
doğrusu sabaha karşı geleceği için yatmıştım. Sanıyorum sabah 5.30-6.00
gibiydi, eve geldiğini sanki şöyle bir duydum. Ondan sonra gözümü yatağın
içindeki bir şey nedeniyle açtım ve göz göze geldik. Sarı gözleri, beyaz ama
pislikten griye dönmüş tüyleri, zayıflıktan neredeyse bir erkeğin adem elması
kadar belirgin kemiği... Çirkin bir kedi. Ama yatağımda :) Kedilere olan sevgim öyle bir
şey ki benim için bütün kediler çok güzel. O yüzden hiç umursamadım güzel mi
çirkin mi. Gelmişti ya, önemli olan buydu.
Adettir, bizim eve gelen tüm
kediler önce bir yıkanır mutlaka. Zaten 05’i ilk ve son kez o gün yıkayabildik.
Her yerimiz çizildi. Ama pamuk gibi bembeyaz çıktı. Çok fazla yiyen bir kedi
hiç bir zaman olmadı kendisi, o ilk gün bile dahil. Yolda gelirken Eyüp’ün
burnundan getirmiş zaten. Üzerindeki polar montun içine girip oradan koluna
doğru süzülmüş ve bütün yolu orada, kolunun altındaki boşlukta beşik gibi
sallana sallana gelmiş. Eyüp bir şeyler atıştırmak için durduğunda kaçmış.
Yakalayabilmek için bayağı bir uğraşmış.
İlk geldiğinde kulakları
duyuyordu. Sonradan, sanıyorum 2 ay kadar sonra duyması giderek azaldı ve
sonunda kalmadı. Ama biz bunu tamamen çözene kadar herhalde 1 sene kadar
geçmiştir. Çünkü bir türlü emin olamıyorduk. Ama uyurken kulağının dibinde
ıslık çalıp da uyanmadığını görünce emin olduk. Ve öğrendik ki aslında Ankara
kedileri genetik olarak sağır olurlarmış. Bu arada bir çok bilgi daha edindik
tabii. “Kedi beyaz renk” diyoruz ya mesela, aslında o bir albino. Yani
tüylerine renk vermesi gereken renk pigmentleri onda mevcut değil, renksiz
olduğu için beyaz. Bu durum aynı zamanda kulakları da etkiliyor.
Zor olmadı mı sağır bir kedi ile
bunca yıl diye soracak olursanız... Eve geldiğimde %90 kapıda karşılar beni.
Tabii seslenmek istediğinde oldukça zor oluyor. Eğer yüzü bana doğruysa el kol
hareketleriyle dikkatini çekebiliyorum ama görüş alanı dışındaysam direkt
kapsama alanının da dışındayım. Gel ve Yapma hareketlerini öğrettim ona, bir
kediye ne kadar bir şey öğretilebilirse tabii. Anca işine gelirse anlıyor yoksa
yırtınsan umrunda olmaz.
Şu anda 2001’den bu yana
birlikteyiz kendisi ile. Aynı evi, aynı yatağı paylaşıyoruz. Daha çooook
maceralarımız var, çok eğleneceksiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder