Altıncı buluşmalarıydı. Kadın
bundan önceki buluşmalarında erkeğin üstü kapalı olarak yaptığı birlikte
kalalım tekliflerini bir şekilde boğuntuya getirip atlatmıştı. Hem prensipleri
vardı, hem de adamın gözünde hafif kadın imajı yaratmak istemiyordu. Sinemada
buluştuklarında hala bu geceyi de nasıl atlatabileceğini düşünüyordu. Her ne
kadar kendisi de gitmek istiyor olsa da gitmemesi gerektiğini biliyordu. Erkeklerin
çaba harcamadan sahip oldukları kadınları nasıl harcadığını bir çok arkadaşında
test etmişti. Yine de özlemle sarıldı adama, sıcaklığını hissetti. Film boyunca
birbirlerine sokularak oturdular. Sinemadan çıkıp arabaya doğru yürümeye
başladıklarında daha teklif gelmeden kadın ertesi gün ne kadar erken kalkması
gerektiğinden, çok yorucu bir günün kendisini beklediğinden, eve gider gitmez
yatağa gireceğinden bahsetmeye başladı. Adam kadını eve bıraktı. Ondan sonraki
günlerde adamın mesajları ve aramaları azaldı. Zaten fazla önüne dökülmeyen o
güzel sözleri duyulmaz oldu. Kadının aramalarına geç dönülmeye başlandı. Ve
sonra bir gün hiç geri aramadı adam kadını.
Kadın çok üzüldü. Güzel bir
şeyler paylaştıklarını, iyi bir şeylere doğru yelken açmak üzere olduklarını
hissediyordu çünkü. Adamsa pek üzülmedi. O gece eski bir kız arkadaşını aradı
kadını eve bıraktıktan sonra. Bir bara gidip bir kaç kadeh bir şeyler içtiler,
dans ettiler ve adamın evine gittiler. “Bu da diğerleri gibi çıktı.” diye düşündü
adam. 39 yaşındaydı. Çok yakışıklı sayılmazdı ama karizması vardı. İyi okullar
ve düzgün bir işle süslenmiş görüntüsü kadınların ona gelişini yeterince
kolaylaştırıyordu. Gençliğinden beri popüler bir erkek olmuştu ve yeterince
kadın tanımıştı. Hayatına giren kadınların hiç birinin kendisine yataklarından
üç erkekten fazlasının geçtiğini söylememişti. O yüzden bu numaraya karnı
toktu. Tanıştığı hatunlar onu hızla değerlendiriyor ve bir gecelik erkek olarak
harcanmayacak kadar iyi buluyorlardı. Huyunu suyunu bilmeden evlenilecek adam
olduğuna nasıl karar verirlerdi pek anlamıyordu ama çok umursadığı da
söylenemezdi zaten. Kendisine dürüst davranabilecek bir kadın arıyordu. Zaten
çok fazla sorgulayan bir adam da değildi. Kız arkadaşlarının eski sevgililerini
sormaz, detaylara girmek istemezdi. İlk olmanın değil, son olmanın önemli
olduğunu bilecek kadar kafası çalışan, kıyaslamalardan korkmayacak kadar
erkeklik gücüne değil, kadını mutlu etme yeteneğine güvenen bir adamdı. Aklı
tekrar kadına gitti. “Ne kadar geç verirse, o kadar kıymetli olacak sanıyor.” diye
geçti aklından. Kadının da yaşı çok ufak değildi aslında. Otuzunu geçmişti ve
biyolojik saati çalışan, hatta zır zır öten kendisi değildi. Her erkekle yatağa
gitmeden önce en az bu kadar zaman geçirdiğini düşünürse kadının önünde fazla
vakit kalmadığı görülürdü. Ya tenleri uyuşmazsa... O kadar zaman boşa gitmiş
olacaktı. Gerçi kadınların bu “namuslu” gözükme çabasını da anlamıyor değildi,
hele de Türkiye gibi bir coğrafyada. Ama böyle bir adam olmadığını da kadınlara
mümkün olduğu kadar belli etmeye çalışıyordu. Bir cafe’ye girip kendine bir
Türk kahvesi söyledi. Etrafındaki insanları incelerken düşünmeye devam
ediyordu. Tabii ki ne kadın, ne de erkek ondan ona giden bir insanla birlikte
olmak istemezdi. Ama kadınların “Zor Kadın” olmayı nasıl yanlış anladığı geldi
birden aklına. Yirmili yaşlarının sonunda tanıştığı o kadını düşündü.
Gördüğünde ne kadar etkilenmişti. Kızıl saçları, yeşil gözleri, süt gibi teni,
her erkeğin rüyalarını süsleyecek kıvrımlara sahip vücuduyla aklını başından
almıştı. Göz göze her geldiklerinde pantolonun içine ateş düşmüş gibi oluyordu
ama kızın cool tavırları nedeniyle kendini tutmaya çalışıyordu. Daha en baştan
birlikte kalacakları bir gece geçirmeyi teklif ederek kadın budalası gibi gözükmek
istemiyordu. Ne de olsa olacaktı... Kadının gözlerinde bunu gayet net
görüyordu. Bir kaç buluşmadan sonra sonunda vuslata erdiler. Beklediği kadar
sarsıcı bir gece değildi. Asıl sarıcı olan o gecenin sonrasıydı. O cool kadın
neredeyse sihirli bir değnek değmiş gibi yok olmuş günde elli kere arayan,
sürekli hesap soran, etrafındaki her dişiden onu kıskanan, sanki evlilik
teklifi almış hatta gün almışlar gibi kesin tavırlarla geleceğe dair planlar
yapan bir kadına dönüşmüştü. Halbuki bütün güzelliğinin yanında onun o cool
tavırlarına tav olmuştu asıl. Hayatını kendi idame ettirebilecek güçte bir
kadın, kimseye ihtiyacı olmayan, onsuz programlar yapan bir kadın. Kadının işi,
aktiviteleri ve arkadaşlarının arasında kendine bir yer açmaya çabalamasıydı
adamın hoşuna giden. Kadınlar bunu yanlış anlıyorlardı işte. Erkekler yatağa
atmak için uğraştıkları kadınları değil, hayatlarında kendilerine yer açmak
için uğraştıkları kadınları zor kadın olarak nitelerlerdi. Bir adamın amacı
yatağa atıp gitmekse, kadın altı ay da uğraştırsa fark etmezdi. Adam giderdi
zaten. Hem de o kadar hızlı giderdi ki kadın anlamazdı bile niye gittiğini.
Kadınların namuslu gözükmek uğruna bir çok ilişkiyi nasıl da ıskaladığı, bir
şans bile veremeden elinden kaçırdığı inanılmazdı.

