Kadın adamın gözlerine baktığında
midesinde kramplar oluşuyordu. Bu kadar şanslı olabilir miydi? Bu güzel adam,
kendisine aşkla bakan bu adam ona aitti. Bazen her şeyin gerçek olduğundan
şüphe duyuyordu. Bunlar aklından geçerken adam ellerini onun beline uzatıp
kendine doğru çekti kadını. Önce gözleri buluştu, sonra bedenleri birbirlerinin
o alıştıkları sıcaklığına kavuşarak eridi. Tam o sırada kapıdan gelen ses güzel
bir rüyanın kabusa dönüşme anını vurguluyordu.
Çünkü tam o anda kadının kocası
odaya girmişti.
Böyle bir sahnede hepimiz
aldananın, aldatılanın “koca” olduğunu düşünürüz değil mi? Ben hiç öyle düşünmüyorum. Her
aldatma girişimi aslında bir aldanış hikayesidir. Kendinizden başka kimse
değildir aldatabildiğiniz. Bambaşka bir hayatınız olduğu aldanışıyla yaşarsınız
aslında. Eşiniz değildir aldatılan. Çünkü onun tüm yaptığı size inanmayı
seçmesidir.
Şimdi beni tanıyıp da bu
yazdıklarımı okuyanlar “Hayırdır, neler oluyor?” diye düşünebilir J Yok, mesele sanıldığı
gibi değil çok şükür J
Geçen gece Anlat İstanbul’a
denk geldim televizyonda. Özgü Namal Altan
Erkekli ile evli. Altan Erkekli klarnetçi, bir akşam işten dönerken mahallenin
fotoğrafçısı Mehmet Günsur’un vitrininde karısının şuh sayılabilecek bir
resmini görüyor. Resmi çıkarıp vermesini istiyor Mehmet Günsur’dan, “yenge beni
keser valla” demesine rağmen resmi vermek zorunda kalıyor tabii. Altan Erkekli eve
gidip eşine resmi soracakken karısı ona öyle işveli cilveli, öyle sıcak
yaklaşıyor ki unutuyor resmi de, kendini de. Ama bir kaç gün sonra eve olmadık
bir vakitte geldiğinde, yatak odasının kapısını açıyor ve Mehmet Günsur ile
Özgü Namal’ı yatakta yakalıyor. Ondan sonrası herkes için çok kötü.
Altan Erkekli’nin yaşadığı tabii
ki çok kötü. Seni seven bir karın olduğunu düşünürken, aradaki bu kadar yaş
farkına rağmen, onun ellerinin arasından çoktaaan kayıp gitmiş olduğunu görmek
çok acı. Bu işin kadını, erkeği fark etmiyor. Erkek ne kadar acı çekiyorsa,
kadın da erkekten daha az acı çekmiyor başına böyle bir iş geldiğinde.
Ama kendimi o anda Özgü Namal’ın
yerine koydum. Bir yanda yaşlı kocan, bir yanda da taş gibi güzel bir adam
Mehmet Günsur. İki ayrı dünya yaratmışsın kendine. Belki kocanla yaşadığın
hayata tahammül etmeni bile sağlıyor gizli aşkın. Kocan zaten öyle iyi bir adam
ki, sen ne desen inanıyor, sana baktı mı gözlerinin içi gülüyor, seni kırmamak,
mutlu etmek için elinden geleni yapıyor. Ama öbür tarafta karşında öyle bir şey
var ki... Aynaya baktığında onu yakıştırıyorsun yanına. O dokunduğu zaman
yanıyorsun anca. Unutuyorsun kendini de, kocanı da, evliliğini de. Söylemeye
cesaretin de yok kocana. Kıramayacağın kadar iyi bir adam diye mi, yoksa
diğeriyle kaçsan gidecek bir yerin yok diye mi bilmiyorum... Kendi sahte
dünyanda mutlusun ama. O kaçamak anlar için yaşıyorsun belki de.
Taa ki o kapı açılana kadar...
Matrix gibi. Birbirinden ayırmış olduğun dünyalar bir araya geliyor ve tam bir
kaos çıkıyor. Acı gerçek. Sevgilinle başbaşayken kurmuş olduğun dünya başına
yıkılıyor. Kocanla olan dünyan zaten yıkılıyor. Bir anda takke düşüyor kel
görünüyor. Görüyorsun ki sahte bir dünya yaratmışsın kendine. Evliliğin de
yalan olmuş, sevgilin de... Eee, kim aldanmış, aldatılmış oluyor bu durumda?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder